Eğitim tarihine bir bakış
Eğitim Yöneticisi Mehmet TÜZEL "Eğitim tarihine bir bakış" başlıklı yazısında önemli değerlendirmeler yapıyor. Eğitim camiasının faydalanması amacıyla yazıyı okuyucularımızla paylaşıyoruz.
Mehmet TÜZEL
Eğitim Yöneticisi
Nerede insan varsa orada eğitim var demektir. İlkel toplumlardan, modern insan topluluklarına kadar, özellikle insanın, cemiyetleşmesinin vazgeçilmez ana umdesi eğitimdir. Arkaik insan gruplarından kalan veriler, bizlere nesilden nesille bir öğretinin aktarıldığını göstermektedir. İnsanların bir araya gelerek yerleşik bir yaşam tarzına geçişleri neticesinde, yazı denemeleri gerçekleşmiştir. Eğitim, fert için tavır ve davranış değişikliğini gerçekleştirme süreci olarak tanımlanırken, daha dar anlamda öğretimle aynı anlamda anlaşılmıştır.
“Eğitim”in Divan-ı Lügatit Türk’te -igitmek, -ikitmek, -ilkidmek, kelimelerinden türediği bilinmektedir. Lugavî anlamda böyle olsa da ıstılahî anlamda fertlerin cemiyete iştirakleri ve bu süreçte istidat ve kabiliyetlerinin gelişiminin toplamda ifadesidir. Aslında ahlak kuralları, adabı muaşeret kaideleri, genel kabuller, iletişim, kültür hatta dil, eğitimin içine girmektedir. Eğitim kişinin hayatının her safhasında var olması ile de tebarüz etmektedir. Bir yönüyle sözlü, bir yeni yönüyle de yazılıdır. Destanlar, efsaneler, esatirler gibi. (Gılgamış, Mezopotamya efsaneleri, Mahabharata vs.)
Gelişmişlik anlamında süreç yazı ile beraber sistematik hale gelişin ilk adımları olacaktır. Okullaşmalar ile beraber de modern anlamda eğitimden bahsedilebilecektir. Matbaanın icadı ile kitap neşriyatının başlaması hızlı bir şekilde bilgi iletişimini başlatacaktır. Avrupa'da 15. asırda önceleri seçkin zümrelerin çocukları için açılan okullar daha sonra halk tabakalarının çocuklarına yönelik yaygınlaştırılmıştır. Sonrasında da devletlerin okulları ait bir kural ve kaideler bütünlüğü içinde ele alması eğitimde sistematik bir durum haline geçişini sağlamıştır. Bunu, hem kavramsal anlamda eğitim bilimlerinin ortaya çıkması, hem de okul çeşitliliği takip etmiştir. Oluşan eğitim sistemi milletlerin kültür yapısına göre de farklılıklar arz ederek gelişim göstermiştir. Doğuda ise eğitimin ağırlıklı olarak din anlayışından kaynaklı şekillendiğini söyleyebiliriz. 12. asırda Avrupa’dan çok sayıda öğrenci doğudaki medreselerde öğrenim görmüşlerdir.
Türk devletlerinde ise eğitim halkın yaşam tarzı ve sosyal yapısı ile yakından etkileşim içinde olmuştur. Türk eğitim tarihi Orta Asya’dan günümüze kadar gerçekleşen tüm eğitim öğretim faaliyetlerinden müteşekkildir. Bu geçen uzun tarihsel süreç Türk eğitiminde de önemli gelişme ve değişimler olmuştur. Sözlü eğitimden, askeri, dini ve akademik eğitime doğru farklı geçişler yaşamıştır. Eğitimimiz Cumhuriyet döneminde nispeten dünya ile uyumlu ve entegre bir hale dönüşmüştür.
Bizde Hun dönemi gibi erken dönemlerde bile eğitim öğretim etkinlikleri görülmektedir. Eğitim faaliyetlerine dair, kendilerine ait yazı ve taş, kaya ve ağaçlar üzerine pek çok kayıt bırakmışlardır. Orhun Yazıtlarınında halka hitaben yazılması Göktürklerde eğitim hizmetlerinin varlığına bir alamettir. Uygur Türklerinde ise daha gelişmiş bir kültürel seviye olduğu görülmektedir. Bu döneme ait yazma eserler bulunmaktadır. 808 yılında Uygur Kağan’ının üç dilde yazdığı eser, Türk kültür tarihi bakımından önem arz etmektedir. Karabalsagun Kitabesi adı verilen bu eser Çince, Soğdça ve Türkçe olarak yazılmıştır. Karahanlılar döneminde Yusuf Has Hacip tarafından yazılan Kutadgu Bilig önemli bir eserdir. Erdem, ilim, akıl, bilgelik ve sağlık gibi konularda önemli tespit ve tavsiyelerde bulunulmaktadır. Eser aslında Karahanlılar döneminde mevcut bir eğitim felsefesinin varlığına da işaret etmektedir. Büyük Selçuklular döneminde ise daha önceki göçebe bozkır kültüründen tarıma dayalı yeni bir döneme girilmiştir. Hem dini alanda hem de pozitif bilimler alanında birçok gelişmeler olmuş ve eğitim kurumları kurmuştur. Bilime önem verilmesi, medreselerin gelişmesi, dini hayata bağlılık Selçuklularda eğitimin en önemli özelliğidir. Medreselerde Fıkıh, Tefsir, Hadis, Kur’an, Kelam gibi bilimler okutulmuştur. Nizamül Mülk; Bağdat, Basra Nişabur gibi birçok meşhur şehirlerde Nizamiye Medreselerini kurmuştur. Daha sonra da medreseler, sadece devlet adamları aracılığı ile değil vakfiyeler yardımıyla da yaygınlaşmıştır. İslam dünyasında medreselerin oluşum ve gelişiminde en büyük katkı Büyük Selçuklularındır. Medreselerde dini bilimler yanında Matematik, Tıp, Felsefe gibi birçok bilim dalı da eğitim verilmiştir. Selçuklu döneminde vakıf geleneği ve ahilik gibi kurum ve yapılarda aslında eğitim faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Günümüzde hayat boyu öğrenme faaliyetlerine tekabül edebilecek kurum ve hizmet yapılarıdır. Selçuklu döneminde kurumsallaşan eğitim faaliyetleri Anadolu Selçuklu döneminde de tarihin en verimli dönemi olarak devam etmiştir. Özellikle Alaaddin Keykubat döneminde bilim, kültür ve sanat ile uğraşan bilim adamları korunmuş ve teşvik edilmiştir. Camiler, medreseler, daru’ş-şifalar, daru’l-tıplar, daru’l-acezeler, yaygınca yapılaşmış ve faaliyet göstermişlerdir. Osmanlı Devleti döneminde de Anadolu’nun belli başlı merkezlerinde müslüman dünyasından bilim adamları da getirtilerek, medreseler oluşturulmuş ve çoğaltılmıştır. Hatta Uzunçarşılı’ya göre sadece İstanbul’da 1.600 ila 1.700 civarında medrese olduğu rivayet edilmektedir. Medrese vakfiyeleri, kütüphaneler ve külliyeler eğitim alanında hizmet vermiştir. O dönemde el yazması kitap neşri son derece ileri seviyelere ulaşmıştır. Sadece Molla Fenari’nin kütüphanesinde 10.000 ciltlik el yazması kitap koleksiyonu bulunduğu bilinmektedir. İlimler akli ilimler ve nakli ilimler diye ikiye ayrılırken, Osmanlı ilim adamlarının çoğu bu ilim dalından birinin alt dalında uzmanlaşmıştır. Genellikle bu uzmanlık alanının yanı sıra başka ilim dallarında da ileri derecede bilgiye sahiptirler. Osmanlıda yönetim sınıfı, üç alanda uzmanlaşmaktaydı. İlmiye, Kalemiye, Seyfiye… İlmiye; denetçilik, kadılık, tıp, astroloji gibi her düzeyde müderrislerinden, Kalemiye idari memur, Seyfiye de askerlerden oluşmaktaydı. Yönetim sınıfı dışında kalanlar ise reaya yani halk idi. Tüccarlar, esnaflar, köylüler bu sınıfı oluşturmaktaydı. Bu yapının yanı sıra Osmanlı’da örgün eğitim kurumları bulunmaktaydı. Bunlardan Sibyan mektepleri; küçük çocukların eğitim öğretim gördüğü mektepler; Medreseler her düzeyde ilim tahsili yapılan en yaygın eğitim kurumları, Daru’l-Kurra Kuran'ın ve kıraatının öğretildiği kurumlar, Daru’l-Hadis hadislerin incelendiği ilim merkezleri, Darü’l-Tıp tıp eğitimiyle ile birlikte tıbbi tedavinin de yapıldığı kurumlar, Şehzadegan Mektebi, şehzadelerin okuduğu kurumlardır. Şehzadeler tanınmış ve devrin en bilgili hocalarından ders almaktadırlar. Enderun Mektebi, gayrimüslim halktan devşirilen yetenekli ve zeki çocuklarının saraya alınıp özel olarak yetiştirilmesini kapsamaktadır. Bu çocuklar sarayda eğitime ayrılmış odalarda eğitim görürlerdi. Bunların arasından en yetenekleri Enderun’a alınırlardı. Enderun Mektebi saray içinde bir okul olarak faaliyet göstermekteydi. Meşkhâne, müzik eğitiminin verildiği kurumlardır. Klasik Türk Müziğindeki ilahî, semaî, beste, peşrev gibi eserler meşkhâne üstatlarına aittir. Askeri mektepler, askeri düzeyde eğitim veren kurumlardır, sınıflarına göre tophane, kılıçhane, tüfekhane,humbarahane gibi mektepler bulunmaktaydı. Daha önceki dönemlerde mektep şeklinde olmusa bile acemi oğlanlar mektebi, mehterhane, cambazhane gibi farklı kurumlar da hizmet vermişlerdir. Tarihsel süreç içinde Osmanlı Devletindeki güç kaybı, devlet kurumlarının yozlaşması ,medreselerdeki bilimsel üstünlüğe göre müderrislerin atanmaması ,ehil olanların yönetici olmaması durumları yaşanmıştır. Medreseler gittikçe içine kapanmıştır. Bilim ve kültür hayatı duraklamaya başlamış, Koçibey padişaha konuyla ilgili birçok tavsiyelerde bulunmuştur. Eğitim sisteminde de gerilemenin önüne geçmek için ıslahat yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bir takım batılılaşma ve yenileşme hareketleri olmasına rağmen dağılma sürecin yaşamasından da kaynaklı bu yenileşme hareketleri yetersiz ve cılız kalmıştır. Tanzimat Fermanıyla batılı tarzda askeri okulların açılması, eğitim sistemindeki değişiklikler, yurt dışına öğrenci gönderilmesi, yabancı okulların açılması gibi yenilikler yaşanmıştır. Darü’l-Fünun, Tıbbiye, Harbiye, Rüşdiye, İdadiler, Sultaniler, Muallim Mektepleri batı tarzda eğitim-öğretim yapan eğitim kurumlarıydı. Meşrutiyet döneminde ise Tanzimat birlikte eğitim hakkı verilen kız öğrencilere üniversite yolu açılmıştır. Ayrıca ana okulları açılmış, tedrisat mecmuaları yayımlanmış, öğretmen okullarına ciddi önem verilmiş, mesleki ve teknik eğitim de öncelenmiştir. Mesleki alanlara yönelik okullaşmalar yapılmış, ticaret okulları kurulmuş ve daha sonra da Ticaret Lisesi ismi verilerek faaliyetlerine devam etmiştir. Tarım, Ziraat, Bahçıvanlık, Ormancılık, Veteriner mektebi, Kadastroya ve Mühendis Okulları kurulmuştur. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Tevhid-i Tedrisat( öğretimin birleştirilmesi) karma eğitime geçilmesi, alfabe değişikliği, okul öncesi eğitim kurumlarının açılması, ilköğretimin parasız ve zorunlu olması, sultanilerin isminin lise olarak değiştirilmesi ve üniversiteye hazırlık okulları olarak akademik eğitim müfredatının verilmesi, Milli Eğitim Şuralarının yapılması, meslek okullarının çeşitlendirilerek açılması ve lise statüsü kazandırılması, mecliste eğitim komisyonlarının kurulması ,üniversite yasasının çıkartılması ,üniversitelerin özerk bir statüye kazandırılması köy enstitülerinin açılması öğretmen okullarının yaygınlaştırılması, halk eğitimi birimlerinin kurulması, millet mekteplerinin açılması gerçekleştirilmiştir. Ancak heran dinamik ve gelişmeye açık olması gereken eğitim sahası bunlar gerçekleştirilemediği takdirde problemlerle karşı karşıya kalır Cumhuriyet döneminde de aynısı olmuştur. Şehir ve kırsal dengesizlikleri ,göç konusundan kaynaklı sorunlar, siyasi sorunlar ,ülkenin bölgesel yönden gelişmişlik düzeyindeki ciddi farklılaşmaları ,geleneksel yaşam tarzı, sosyo kültürel ve ekonomik sorunlar ister istemez eğitim alanına yansımıştır .Buna bir de alanın kendi içindeki sorunları eklenince sahada çözüm bekleyen birçok mesele ortaya çıkmıştır. Okullar sadece diploma veren kurumlar olmamalıdır. Mezunlarının işsizler ordusuna katıldığı bir vasat yaşanmamalıdır. Özellikle okullarda eğitim gelişmiş ülkelerle aynı düzeye çıkarılabilmeli, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı mevcudun çok altında olmalı, özellikle okul öncesi eğitimde öğretmen adı altında yetkin olmayan kişilere görev verilmemeli, göçün son dönemlerde yoğun yaşanmasından dolayı özellikle ilk ve ortaokulda kent kültürüne uyum hususunda özel eğitim programları devreye girmelidir. İlkokul ve ortaokul son sınıflarda, yönlendirme ağırlıklı bir metot ve program aktif edilmelidir, aynı bilgi aktarımı şartlarına haiz öğrencilere merkezi sınavlarla ölçme ve değerlendirme yapılmalıdır. Tam gün eğitim yapılsın derken okullar gençlerin kreşi gibi görülmemelidir. Onlar istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda hayata hazırlanabilmelidir. Özellikle liselerde 4 yılın tekrar 3 yıl olabilmesine imkân verilmeli ve bu husus ciddiyetle yeniden ele alınmalıdır. Yaklaşık yirmi milyon öğrencisi olan ülkemizin yaklaşık nüfusu öğrenci sayımızın dörtte birine karşılık gelen Avrupa ülkelerinin uyguladığı eğitim modelinin prototip olarak alıp, uygulaması doğru değildir. Milletimize ve şartlarımıza uygun bir eğitim modeli eğitim stratejisi oluşturulmalıdır. Okulların her türlü ekonomik sorunu çözülmeli derslik, öğretmen, bina, altyapı ve ihtiyaç duyulan her türlü malzeme karşılanabilmelidir. LGS sınavı hemen, üniversite sınavı ise tedricen kaldırılmalıdır. Meslek yüksekokullarına giriş sınavsız hale getirilebilmeli, eğitim fakültelerine öğrenci alım şekli daha özenli oluşturulmalı ve bu fakültelerin müfredatı güncellenmelidir. Eğitime ayrılan bütçe payı artırılmalı ve bu oran OECD ülkelerinin seviyesine çıkartılabilmelidir. Bütçeden ayrılan pay da özellikle eğitimin niteliğinin artırılmasına yönelik alanlarda kullanılmalıdır. Türkiye, PISSA araştırma sonucuna göre genelde 39. Sırada, Matematikte 42, okuma becerilerinde 40. sırada yer alırken, TIMSS verilerine göre dördüncü sınıf matematik alanında 58 ülke arasında 23. sırada, dördüncü sınıf fen alanında 19. sırada, sekizinci sınıf matematik alanında ise 20. sırada yer alabilmiştir. Bu geri sıralamalarda çocuklarımızın yer almasını aşabilmek için doğru strateji planlı ve iyi denetlenebilir bir eğitim sahasına behemehal sağlayabilmeliyiz. Şu an görevde olan öğretmenlerimizin hem branş, hem pedagoji hem de bilişim teknolojileriyle ilgili bilgileri güncellenmelidir.
Bilinmelidir ki; eğitim insanın inşa ve ihya sürecidir. Bütün meselelerin en öncelikli olanıdır. İhmal edilemeyecek değer ve hüvviyettedir. İhmal edilirse gelecek ihmal edilmiş olur. Kendimize has eğitim modelini oluşturulması Türk milletinin varlık yokluk meselesidir. Yoksa kültürel ve manevi değerlerimizden yoksun deist, ateist ve agnostik akımların seline çocuklarımızı teslim etmiş oluruz. Bir seferberlik ruhuyla eğitim reformu yapılabilmelidir. Bizler bunu çocuklarımız ve geleceğimiz için yapmaya mecbur ve memuruz. Yoksa bu millet fiilen işgal yerine zihnen işgal edilmiş olur. Eğitim ve kültür davamız bizim için siyaseten, ekonomiden, sağlıktan, hatta güvenlikten önde gelmelidir. Kendi öz değerleri dışında kutsallar oluşturularak gençlerimiz yönlendirilmeye çalışılıyor. Sanatta, kültürde, tüm görsel ve yazılı yayımlarda, içtimai hayatta topyekûn bir seferberlik ruhuyla bu mücadeleye başlayamazsak bu varlık yokluk savaşını kaybetmiş oluruz.
İyi insan, iyi vatandaş olmanın birinci şartı iyi soru çözmek ve sınavlarda başarılı olmak olabilir mi? Tüm dava yüksek puanlı okullar kazanmak mıdır? Gençlerimiz; taziye, yardımseverlik, selam verme, misafirperverlik, adabı muaşeret bilmedikçe hangi eğitim? Kendi kültürünü ve kültürünün abide isimlerini bilmeyen bir nesil, kaybedilmiş bir nesil değil midir?
Eğitim ana davamız olmalıdır!
İstikbalimiz gençlerimiz olmalıdır!
Benzer Haberler
Motorine indirim geliyor
Bakanlık açıkladı: İşte ailelere yapılan yardımlar ve şartları...
Milli Eğitim Bakanlığı 2027 yılında okullarda taşeron işçi çalıştırmayı düşünüyor
Altı başlıkta memur sendikalarına kritik hatırlatmalar
Resmi Gazete'de bugün (25.07.2026)
Maden işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kurallar güncellendi
Resmi Gazete'de yayımlandı: Tarım Bakanlığı 1.874 personel alacak...
Diyarbakır ve Çanakkale'de deprem